Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1165

Enver abim buyurdular ki;
 
İnsanlar daima şu dört istekten birindedirler. Bu isteklerin birindedir yahut da ikisindedir. Ama insan her an bir şey istemektedir. Bu istediklerinin ikisi çok mühimdir. Öbürleri de çok mühim ama, diğer ikisi en çok mühim. Ama bu istek devamlı içimizdedir. İbre bir o tarafa gider, bir bu tarafa gider. Dolayısıyla, bu ibrenin iyi yere gidebilmesi için, iyi öğrenmek lazımdır. İsteklerden bir tanesi; Allahü tealanın rızasıdır, Onun emir ve yasaklarına uymak isteğidir. Bunun için, insan iyileri takip eder, ibadet yapar, zekat vermeye çalışır, hizmet etmeye uğraşır. Çünki, onun isteği cenab-ı Hakkın rızasıdır. İkinci istek; vücudun tabii istekleridir. Su içmek veyahut yemek yemek. Bunlar mübahtır. Bilakis cenab-ı Hakkın emirlerine uymak, yasaklarından sakınmak, Ona kulluk yapmak için iyi beslenmek, iyi yemek, iyi yaşamak, güzel evlerde oturmak, mübah olan şeylerdir.

İki tane kötü istek, biri diğerinden daha kötüdür. İmam-ı Rabbani hazretleri 'kuddise sirruh' buyuruyorlar ki; Tam onyedi sene bu iki isteği ayıramadım. Bu iki isteğin şeytandan mı, nefsten mi olduğunu ayıramadım. Allah bugün nasip etti. On yedi sene! Çünki, birisi gönlüne gelir, birisi gelip geçici bir hastalıktır. Bir müddet sonra Guvalyar kalesinde hapisteyken, sabah namazından sonra tarikatımızın bize verdiği vazifeyi ifa ederken, o emri yerine getirirken, ruhuma bir sıkıntı bastı. Çok sıkıldım, ya Rabbi, bu nedir, dedim. Bu hastalığın sebebi nedir diye, cenab-ı Hakka yalvardım. Neden bana bu kadar sıkıntı bastı? Lütf-u ilahi, baktım ki, o sıkıntıyı vereni sıkıntıyla beraber giderken gördüm. Elhamdülillah, bu iblistenmiş, şeytandanmış. Acaba bu, vücudumun içinden gelen bir sıkıntı mı diye korktum. Yani, nefsimden gelen bir sıkıntı mı? Buyuruyor ki; Eğer nefsimden gelen bir sıkıntı olsaydı, o, vücudumun hastalığıdır. Onun tedavisi şarttır. Tedavi olmazsa, insanın hayatı daima tehlikededir. Ama bunu ayırmak zordur. Herkes nefsinin hastalığını şeytandan zanneder, şeytanın verdiği sıkıntıyı, nefsinden zanneder. Yanlış ilaç kullanabilir. Nefsin ilacı farklı, şeytanın ilacı farklıdır. Peki efendim, bunların ilaçları bildirilmiş midir? Evet. Allahü teala bir kuluna bir şey söylediği zaman, onun ilacını bildirmemesi mümkün değildir. Şeytanın verdiği vesvese, sıkıntı, üzüntü, her ne varsa zahiridir, gelip geçicidir. Onun ilacı istiğfardır. Estağfirullah demek, afv et beni ya Rabbi, şeytandan sana sığınıyorum, demektir. Velhasıl, istiğfar ile şeytanın verdiği hastalık, kök salmadan çıkar gider. Öteki, insanı en sonunda sonsuz Cehennemlik yapıncaya kadar bırakmaz. Çünki o, nefsanidir. Nefsin hastalığı yaradılıştan vardır, sonradan olma değildir. Daha Âdem 'aleyhisselam'ın çamuru yoğrulurken, o, beraberindeydi. İnsanın vücudundan ayrılırsa, hayatta duramayız. Eğer o olmasa, yemek yiyemeyiz. Her şeyimizle birlikte ona büyük ihtiyacımız var. Çünki can demektir, can demek insan demektir. Ama istekleri çok kötüdür. Ne ister o? Yeter ki Allah denmesin, Peygamber denmesin. Yeter ki, helal lokma olmasın. Haram olsun da, ne olursa olsun. İşte, nefsin istekleriyle vücudun istekleri burada ayrılır. Nefsin isteklerinde haram hakimdir. Vücudun tabii isteklerinde haram yoktur. Onun da ilacı, La ilahe illallah demektir. O da Allah kelamını söylediğini duysun. Bu da onun tedavisidir. Başka tedavisi var mı? Onun isteklerine bir kere hayır diyen, yüz şehit sevabı alır. Nefis Allaha bayrak açmış, Onu düşman olarak ilan etmiş. Onu bir kere durdurabilmek, en büyük cihat, en büyük sevaptır. Nedir mesela? Öfke. Öfkelendiğin zaman otur yerine, yat. Vazgeç bu sinirlenmeden, de. İşte bitti. Nefis inler durur, yandım der.
 
ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:189
Dün:1,624
Bu Ay:32,540
Toplam:13,542,111
Online Ziyaretçiler:2
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842