Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1370

Enver abim buyurdular ki;
 
- dünden devam -
 
Çareyi, yine O'nda buldum. Ne zaman bir müşkil durumla karşılaşsam, ne zaman bir karar verecek olsam, mutlaka ve mutlaka kendisine bilgi verip, her sözünü, benim için vazgeçilmez düstur kabul ettiğim, büyüğüm, hocam, her şeyim olan tanıdığım mübarek bir zata gittim. Üzgün halimi belli etmemeye çalışsam da bir bakışta anladılar. Gönlüme ilaç olan o güzel tebessümleri, elem dolu çehreme sabah güneşi gibi ziya verdi. "Buyurun sizi dinliyorum" der gibi, gözlerimiz buluştuğunda, olanca üzgün halimle, kendisine yaşadığım ânı ve verdiğim kararı naklettim. Çok üzüldüler çok... Ve ilk sözleri şu oldu:
- Hiç üzülmeyin. Rızka Allah kefildir. Yarın saat 12'de Yeni Cami'nin önünde buluşalım. Size iş arayalım.
- Peki efendim.

Tamamdı artık. Ne gam kalmıştı bende, ne keder. Akşam eve vardığımda, anneciğim beni üzgün görmeyecekti işte. Ertesi günü nasıl sabırsızlıkla beklediğimi tahmin edersiniz. Ve ertesi gün 12.00... Beraber olduğumuz ilk dakika. Yine o soruyor bana:
- Şimdi nereye gidelim?
Cevabı yine kendileri verdiler:
- Kemal Atabay'a gidelim.
O kimse, fakülteden sınıf arkadaşı mıydı, asistan mıydı, tam hatırlamıyorum. Birlikte Sirkeci'nin bir arka sokağına girdik. İsmi bahsedilen zat, ortağı ile toplantıdalarmış. O'nu görünce hemen ayağa kalkıp boynuna sarıldılar:
- Ooo, kimler gelmiş efendim, hoş sefa geldiniz? Buyurun bir arzunuz mu var?
Eliyle beni işaret edip gayet kibar bir lisanla cevap verdiler:
- Bu benim oğlumdur, kendisine iş arıyoruz.

İlk soru şu:
- İlaçtan anlar mı?
- Efendim, zaten daha önce bir eczanede çalışıyordu.
- Aman ne iyi, ne iyi. Yoksa bizim eleman aradığımızı gazete ilanından mı okudunuz?
- Hayır, ilandan haberimiz yok.
- Allah Allah, ne kadar güzel. Biz de eleman almak için ilan vermiştik.
Kemal bey bana dönüyor ve gülümseyerek ilk ricasını yapıyordu:
- Şöyle geçin bakalım.

Meğer hemen oracıkta, mini bir test yapmak istiyormuş. Birkaç ilaç ismi yazdırdılar bana. Tabii, hemen anında, ilaç isimlerini yazıp kendilerine verdim. İmtihanı kazanmıştım. Çok memnun oldular. Dönüp, bana, "Oğlum" diyen babama cevap verdiler:
- Tamam, ben bu delikanlıyı aldım.
- Efendim, kaç para vereceksiniz?
- 250 lira.
- Ne iş yapacak?
- Her gün sabah gelip, şu faturaları alıp, eczanelere gidip kontrol edecek. Bu iş toplam iki saat zamanını alır. Ondan sonra serbesttir. Hatta yol parası da bizden.

Sen ne büyüksün Allah'ım? Nemâz kılmam istenmediği için ayrıldığım eczanede, 125 liraya hem de geceli gündüzlü çalışmak zorundayken, nemâzı tercih edip ayrıldıktan sonra, Rabbim bana iki saat çalışmakla, hem de yüzde yüz fazla olan, 250 lira kazanacağım bir iş nasip etmişti.

Sen misin Allah'a sığınan, Allah'a güvenen?.. Al sana zaman. Al sana, imkan. Al sana yüzde yüz fazlasıyla maişet. Bilmem başka bir şey demeye lüzum var mı?..

ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:627
Dün:958
Bu Ay:22,361
Toplam:13,531,932
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842